|
ülkeye en önemli tehdit:özelleştirme
|
|
27-11-2007, 09:35 PM
(Bu Mesaj 27-11-2007 10:03 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : SamSam.)
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
ülkeye en önemli tehdit:özelleştirme
ÜLKEYE EN ÖNEMLİ TEHDİT: ÖZELLEŞTİRME Kaynak Yayınları Cumhuriyeti yıkma ve ülkeyi parçalamak yolundaki çirkin ve hain politika ve gidişleri karşılamak yolunda cidden önemli kitaplar yayınlıyor. Bugünlerde bunlardan en önemli olanlardan birini okudum. Kitabın adı: “ÖZELLEŞTİRME-Türkiye’yi Parçalamanın Aracı” Kitabın önsözünde Yazar Yıldırım Koç şöyle diyor: [/color][/i][/b] “Bu kitabın amacı özelleştirmenin Türkiye’ye ve Atatürk’e bir saldırı olduğunu anlatmaktadır. Türkiye’de özelleştirmeyi isteyen ve dayatan emperyalist güçlerin, özelleştirme ile neyi hedeflediğini açıklamaktır... Düşmanın hedefi... Doğru tespit edilebilir ve halkımıza ciddi biçimde anlatılabilirse, özelleştirmenin olumsuz somut sonuçlarının her geçen gün daha fazla yaşandığı günümüzde, özelleştirmeye karşı geniş ve kapsamlı bir cephe oluşturabilmek ve başarılı olabilmek mümkündür.” Devlet malı yağmasının Türkiye’de öteden beri alışılmış bir gelenek olduğunu anlatan Koç burada ilginç saptamalar yapıyor: “Sermayedarlar, kamu kesimini sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştılar. Güçlendikçe kamu kuruluşlarının alanlarına el attılar. Şirketlere zor durumda kalınca, “Şirket kurtarma” operasyonu istediler (1), şirketlerini ve zararlarını devlete devrettiler. Kamunun kendi şirketlerinde azınlık hisse hissesine sahip olup, şirketlere para yatırması için çaba gösterdiler. (2) Kamunun ürettiği malları maliyetinin bile altında fiyatlarla satın aldılar (3). “Halkımızın bazı kesimleri de “devletin malı deniz, yemeyen domuz” anlayışına katkıda bulundu. Gecekonducular hazine arazilerini “özelleştirdi”. Köylümüzün bir bölümü orman arazilerine el koydu; ormanı temizledi tarla yaptı; hazine arazilerini işgal etti; kanunları açıkça çiğneyerek meraları sürdü ve arazisine kattı.” “Ancak kamu mallarına ve kaynaklarına geçmişte el koyma çabalarıyla günümüzdeki özelleştirme uygulamaları nitelik olarak farklıdır. Geçmişte “devletin malı deniz”di; amaç yalnızca soygundu... Günümüzde ise emperyalizm ve onun dayatmalarını kabul eden hükümetler ‘özelleştirme’ adı altında devletin ve ulusun bütünlüğünü zayıflatmaya ve parçalamaya çalışmaktadır.” Yurttaşlık Tanımı Atatürk ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yepyeni bir devlet kurma işine girdiler. Bu devletin yurttaşları, bu devleti kuran idi. Atatürk eliyle yazdığı Medeni Bilgiler Kitabında bildiğimiz tanımı yaptı: “Türkiye Devletini kuran Türkiye ahalisi Türkiye Devletinin yurttaşıdır. Ve ona Türk denir.” Ama bu tanımla büyük bir aşama yapılmış olsa da iş orada bitmiyordu. Sözü yine yazarın kendisine bırakalım: “Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduğunda, Osmanlı İmparatorluğundan her açıdan bir enkaz devralmıştı. Kanla kazanılan siyasi bağımsızlığı pekiştirmenin yolu ekonomik bağımsızlıktan geçiyordu. Ekonomik bağımsızlık da sanayileşmekle mümkündü. Diğer taraftan, Osmanlı’dan devralınan ümmeti ve farklı etnisiteleri çağdaş bir ulusa dönüştürmek gerekiyordu... Atatürk bu görevlerin yerine getirilmesinde devlete ve devletçiliğe büyük görevler yükledi. Bir devlet politikası olarak uygulanan devletçilik sayesinde bir taraftan hızla güçlü bir ekonomi oluştu, diğer taraftan uluslaşma sürecinde önemli aşamalar gerçekleşti.” “Cumhuriyeti kuran kadrolar... güçlü Türkiye Cumhuriyeti’nin yolunun güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomiden geçtiğini biliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa daha 1922 İzmir İktisat Kongresini açış konuşmasında şöyle demişti: ‘İstiklâl-i tam (tam bağımsızlık) için şu düstur var: Hâkimiyeti Milliye (Milli Egemenlik), Hakimiyeti İktisadiye (ekonomik bağımsızlık) ile tarsin edilmelidir. (Köklendirilmelidir). Türk Tanımı da Hedefte Yıldırım Koç ulusal Kurtuluş devrimimizin bu iki esaslı temelinin, yani etnisite ve başka bir öğeye dayanmayan Türk tanımını ve devletçi politikanın emperyalizm ve işbirlikçilerinin baş hedefi olduğunu belirtiyor. Gerçekten bugün uğraştığımız en önemli iki sorun, Atatürk’ün bu iki yönlendirmesinden emperyalistlerce saptırılışından ileri gelmektedir. İşte bu nedenle özelleştirmeye ülkeyi bölme ve cumhuriyet düzenini yıkmaya çalışanların bir numaralı silahı olarak bakmak gerekir. Devletçilikten vazgeçirilen Türkiye doğu halkına yeterli hizmeti götüremez. Bu bölgede yatırımlar, işsizliği azaltacak ya da artmasını bulduracak yaşamsal düzenlemeler, özel kesime yalvarılarak, ona teşvikler verilerek gerçekleştirilemez. Bu belli olmuştur. Türkiye halkı, özellikle yazarın kendisinden çok şey beklediği işçiler bu nedenle özelleştirmeye karşı kökten bir savaşım yürütmelidir. Yazarın zikrettiği konular aynen olmuştur. Örneğin 1981’de Koç Topluluğu geleceği çıkmaza giren Asil Çelik firmasını bin bir yoldan çalışarak devletin devralmasını sağladı. Örneğin Kale Porselen ve Ar-Çelik yıllarca böyle çalıştı. Yıllarca, beyaz eşya üreticisi firmalar maliyet altı fiyatlarla devlet fabrikalarından demir-çelik ürünü sağladılar. 18 Kasım 2007 **edit:Konu Başlığınız Küçültülmüştür.Lütfen Büyük Başlıklı Konu Açmayalım (samsam28) ![]() ![]() ![]() |
|||






![[Resim: atamh9.jpg]](http://img112.imageshack.us/img112/6/atamh9.jpg)
![[Resim: kopyasemeesaygvp4vw4xp4ky4.gif]](http://img238.imageshack.us/img238/782/kopyasemeesaygvp4vw4xp4ky4.gif)


